içinde ,

Ticaretin Tarihi III: Okyanuslar Arası Ticaret

Yazı dizisinin ikinci bölümünde, milattan sonra 1. yüzyıl ve sonrasında dünya ticaretinin şekillenmesi ve ticaret ağlarıyla ön plana çıkan önemli bölgeleri konuşmuştuk. Bu bölümde dünya ticaretinin okyanuslara açılma serüveninin ana hatlarını inceleyeceğiz.

Portekiz’in Doğu Ticareti (1508-1595)

Doğu baharatlarının kârlı ticareti uzun yıllar boyunca Venedik’in tekelindeydi. 16. yüzyıldan sonra doğu ticaretinde Portekizlilerin söz sahibi olmaya başlaması Venedik’e ciddi zarar vermeye başladı.

Doğu baharatları şimdiye kadar Hindistan’dan Arap coğrafyasına kara yoluyla getirilir, buradan da Venedik tarafından Akdeniz yoluyla Avrupa’ya dağıtılmak üzere taşınırdı. Portekiz, Ümit Burnu çevresinden alternatif bir deniz yolu kurarak, simsarlarının bolluğuyla Venedik ticaretini alt üst edebildi. Yeni rota, 1508’de Portekiz’in Hindistan valiliği görevini üstlenen Afonso de Albuquerque’nin faaliyetleriyle Portekiz lehine güvence altına alındı.

Doğu Afrika kıyılarındaki ilk Portekizli kaşifler Mozambik ve Zanzibar’da üstler kurdu. Albuquerque, 1514’te Basra Körfezi’nin ağzındaki Hürmüz’ü, 1510’da Hindistan’ın batı kıyısındaki Goa’yı ve 1511’de doğu yolunun en dar kanalını koruyan Malakka’yı ele geçirip güçlendirerek bu güvenli rotayı doğuya doğru genişletti.

Bombay adası 1534’te Portekiz’e devredildi. Bu yüzyıl içerisinde Sri Lanka’daki Portekiz varlığı kademeli ve düzenli bir şekilde artmaya devam etti. Nihayetinde 1557’de Portekizli tüccarlar Makao adasında bir koloni kurdular. Portekiz’in Hint ticaretini tekelleştirme sürecinde, Goa Portekiz Hindistanı’nın başkenti olarak işlev gördü.

Kesik çizgiler Hindistan-Portekiz yolunu, düz çizgiler Portekiz-Hindistan yolunu göstermekte. Kaynak: Dos Santos Arnold, Torsten. (2014). Shipwrecks of the “Carreira da Índia” (1595-1623) – Sources for the Study in Portuguese Maritime History.

Denizaşırı Ticarette Yeni Rakipler (1555-1595)

Müstahkem limanlar zinciri ve Hint Okyanusu’ndaki rakipsiz deniz gücü sayesinde Portekiz, doğudaki baharat ticaretini tekeline aldı. İngilizler bu aşamada uzak doğu ticaretine dair tek çarelerinin Rusya’nın kuzeyinden bir yol bulmak olduğunu düşünüyorlardı. İlk anonim şirketlerden birisi olan ve 1555’te kurulan Muscovy Company (Muscovy Ticaret Şirketi/Moskof Şirketi), bu çabaların bir yansımasıdır.

Diğer Atlantik deniz güçlerinden İspanya bu esnada Amerika’daki çıkarlarıyla ilgileniyordu. Hollandalılar ise gemi lojistiğindeki üstün konumları sayesinde Portekiz’in ticaretinden doğrudan yararlanmaktaydı. Doğudaki değerli yüklerin Lizbon’dan Kuzey Avrupa’ya taşınması tamamen onların tekelindeydi.

Bu durum 1580’de Hollanda’nın daimî düşmanı İspanya’nın, Portekiz’i işgal etmesiyle aniden değişti. İspanyollar Portekiz İmparatorluğu’nun kontrolünü Lizbon’a bıraktıysa da siyasi değişim Portekiz’in ticari çıkarlarına zarar verdi.

Görsel Kaynak: Britannica

Portekiz’in gücünü kaybetmesiyle Doğu ticaretindeki paylarından mahrum kalan Hollandalılar, kendilerine ait bir ticaret düzeni kurmaya karar verdiler. Hollandalılar da İngilizler gibi ilk başta bir kuzeydoğu geçidi aramışlardı. Hatta bu amaç uğruna denizci Willem Barents’i henüz keşfedilmemiş kuzey sularına bir keşif seferine gönderdiler. Yine de 1595’e gelindiğinde en iyi hareket tarzının, güney yolunda Portekizlilere meydan okumak olduğuna karar verdiler.

Hollanda’nın bu kararı doğu ticaretinde büyük değişikliklere yol açacaktır. Ancak hala asıl büyük ticaret hacmi, Atlantik ticaretini elinde tutması sayesinde İspanya’nın kontrolündeydi.

Ticaret Rüzgarları (Alize Rüzgarları)

16. yüzyılda okyanus yolculuğunun gelişimi, rüzgâr modelleri hakkında bilgi artışını da beraberinde getirdi. Esasında “ticaret rüzgârı” ifadesi çok eskidir. “Trade” (Ticaret) kelimesi köken olarak “değişmeyen, sabitleştirilmiş yol” anlamında kullanılmaktaydı. Bu anlamından yola çıkılarak, öngörülebilir bir rota izleyen herhangi bir rüzgârı ifade etmek için kullanılır oldu. Bu tür rüzgarlar, uzun okyanus yolculukları yapan ticaret gemileri için büyük değer taşıyabileceğinden, terim 18. yüzyılda ticareti destekleyen rüzgarlar olarak anlaşılmaya başlandı.

Sarı ve kırmızı oklarla belirtilmiş hatlar ticaret rüzgarlarını ifade eder. Görsel Kaynak: SciJinks

En iyi bilinen ticaret rüzgarları, kuzey yarımkürede kuzeydoğudan ve ekvatorun güneydoğusunun güneyinden esen Atlantik’teki rüzgarlardır. Bu rüzgâr modelleri, Avrupa ile Cape (Güney Afrika) arasında seyreden gemilerin neden Atlantik boyunca geniş kıvrımlı bir rota izlediğini açıklıyor.

Hint Okyanusu’nda esen musonlar da ticaret rüzgarlarının güzel bir örneğidir. Musonlar, özellikle uzun mesafe ticareti yapan tüccarlara, yılın farklı mevsimlerinde yön değişiklikleri sayesinde fayda sağlamaktadır. Kuzeydoğu musonları Ekim’den Mart’a, güneybatı musonları ise Nisan’dan Eylül’e kadar eser. Doğu Hindistanlılar bu nedenle seyahatlerini, doğudaki varış noktalarına ilkbahardan önce varmak ve yaz aylarında tekrar Avrupa’ya gitmek üzere planlarlar.

İspanyol Gümüşü (16. Yüzyıl)

İspanya’nın Latin Amerika’daki yeni kolonilerinin zenginliği esas olarak gümüşten geliyordu. 1545’te modern Bolivya’daki Potosí’de olağanüstü bir maden kaynağı keşfedildi. And Dağları’nın yükseklerindeki bu bölge, hem gümüş hem de kalay bakımından o kadar zengindir ki işlenebilecek 5000 civarında maden bölgesi vardır.

Potosí madenleri

1546’da, Potosí’deki keşiften bir yıl sonra, Meksika’daki Zacatecas’ta da gümüş bulundu. Akabindeki birkaç yıl içinde Meksika’da yeni maden kaynakları da bulunmaya devam etti. Aynı zamanda, çok daha az miktarda da olsa altın kaynakları da işletime açıldı.

İspanyol karavela konvoyları, kolonilerde ihtiyaç duyulan Avrupa mallarını Portobelo’ya teslim ettikten sonra, sömürgecilerin karşılığında ödediği değerli külçeleri İspanya’ya geri getiriyordu.

Bu hazineler Kuzey Avrupa’dan gelen özel gemileri cezbetmekteydi. Gerçi bu gemilerin birçoğu özel sektöründü ancak gayri resmi olarak da olsa bir hükümet adına faaliyet gösteriyorlardı. Bu gemilerin kaptanları, bir bal çömleğine giden eşekarısı gibi İspanyol Denizi’ne (gemilerin yanaştığı İspanyol Amerikası anakarası) yanaşıyordu. Francis Drake gibi İngiltere’den gelen denizciler ise İngiliz hükümetinin desteğiyle bölgedeki İspanyol filolarına karşı korsanlık yapıyordu.

İspanyol tarafında, tüm ticaret 1503’te Sevilla’da kurulan resmi Casa de Contratación (Ticaret Evi) aracılığıyla organize ediliyordu. Bu tekel Sevilla’ya büyük bir zenginlik getirdi. Bu külçe akışının doğurduğu refah artışı çok geçmeden Avrupa’ya da yayıldı. Yine de Sevilla bölgesi ve aslında İspanya’nın tamamı, kolonicilerin ihtiyaç duyduğu tüm malları sağlayamazdı. Bu ihtiyacı temin etmek için Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden gelen hammaddeler ve işlenmiş ürünler Amerika’ya taşınmak üzere Sevilla’ya getirilmeye başlandı.

İspanya ve Portekiz İmparatorlukları’nın ana ticaret rotaları. Kırmızı: İspanya, Mavi: Portekiz. Görsel Kaynak: The Geography of Transport Systems

16.yüzyılda Avrupa çeşitli nedenlerden dolayı halihazırda enflasyon baskısını yaşıyordu. Amerika’dan İspanya’ya, İspanya’dan da tüm Avrupa’ya yayılan değerli madenler fiyatların yükselmesine katkıda bulundu.

Avrupa’da yüksek enflasyon oranı ile karakterize edilen, 15. yüzyılın sonlarından, 17. yüzyılın ortalarına kadar (yaklaşık 150 yıl) süren bu dönem “Fiyat Devrimi” olarak da bilinir. Dönemde yaşanan %1-1,5 arasındaki enflasyon oranı küçük görünebilir, ancak 16. yüzyılın parasal standartları göz önüne alındığında bu oran aşırıydı. Fiyat Devrimi süresince kimi zamanlarda fiyatların 6 kat kadar yükseldiği oldu.

Doğuda Hollanda Ticareti (1595-1651)

Cape’den uzakdoğuya doğru yapılan ilk Hollanda seferi, doğuyla ilgili tek bilgisi Lizbon’daki ticarete dayanan, Hollandalı tüccar Jan Huyghen van Linschoten tarafından yönetildi. Bu yolculuktan sağ kalanlar, iki yıl sonra Hollanda’ya yanlarında değerli yükler ve Bantam sultanıyla yapılmış bir ticaret anlaşmasıyla geri döndüler.

Dönüşleri tahmin edileceği gibi büyük bir heyecan uyandırdı. Çok geçmeden, her yıl yaklaşık on özel gemi, Hollanda’dan doğuya doğru servete kavuşma ümidiyle sefere çıkmaya başladı. Bağımsızlığına yeni kavuşan Hollanda Cumhuriyeti’nin Genel Devletleri (Staten-Generaal), uzak ve tehlikeli sulardaki bu lisanssız ticaret faaliyetinin hem kontrol hem de korumaya ihtiyacı olduğuna karar verdi.

1602’de Genel Devletler, bu karar doğrultusunda geniş ayrıcalık ve yetkilere sahip bir Hollanda Doğu Hindistan Şirketi kurdu. Şirket doğu ticaretinin yirmi bir yıl boyunca vergiden muaf şekilde tekeline sahip oldu. Kaleler inşa etme, koloniler kurma, sikke basma ve gerektiğinde donanma ve ordu bulundurma gibi geniş yetkileri vardı.

Bu yetkilerle, şirketin Portekiz’i baharat ticaretinden mahrum etmesi sadece birkaç on yıl aldı. Şirket tarafından 1619’da Java, Batavia’da bir başkent kuruldu. Portekizliler 1641’de Malakka’dan ve 1658’de Sri Lanka’dan kovuldu. Ancak Hollanda’nın dikkatinin ana odak noktası Maluku Adaları idi. Bir diğer adı Baharat Adaları olan Endonezya takımadaları, doğu ticaretinde merkezî bir öneme sahiptir.

Maluku Adaları, tüm baharatların en değerlisi olan karanfilin kaynağıdır. Maluku karanfilleri ve ayrıca hindistan cevizi peşindeki Portekizliler, 1512 gibi erken bir tarihte bölgenin yerel unsurlarıyla anlaşmalar yapmıştı. 17. yüzyılın ilk on yıllarına gelindiğinde, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, Portekizlileri Maluku ticaretinin dışında bırakmaya başladı. Hollandalılar aynı zamanda bölgede tutunmaya çalışan başka bir Avrupa ulusunu, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’ni, adalardan uzaklaştırdı.

Hollandalılar karanfil ticaretini acımasız bir stratejiyle kontrol etti. 17. yüzyılda karanfil ağaçları, üretimi sınırlamak ve fiyatları yüksek tutmak için ikisi (Amboina ve Ternate) hariç tüm Baharat Adaları’nda yok edildi. Bitkilerin başka yerlerde üremek üzere ihraç edilmemesini sağlamak için katı önlemler alındı. 18. yüzyılın sonlarına kadar bu ihraç kısıtlamaları başarıyla sürdürüldü.

Portekizliler doğuda, ticari güçlerini bir daha hiç geri kazanamadılar. Bununla beraber Hollandalılar, İngilizleri Maluku Adaları’ndan kovmakla farkında olmadan onlara bir iyilik yaptı. Hollandalılar’ın politikasına karşılık olarak İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, çabalarını Hindistan üzerinde yoğunlaştırmaya karar verdi.

Doğuda İngiliz Ticareti (17. Yüzyıl)

1600 yılının son gününde I. Elizabeth, ‘Doğu Hint Adaları’na ticaret yapan Tüccarlar Şirketi’ne bir berat verdi. Kraliçenin izniyle İngiltere’den doğuya yapılan ilk yolculuklar başarılı oldu. 1614’e gelindiğinde Doğu Hindistan Şirketi’nin yirmi dört gemisi mevcuttu. İngilizlerin doğu ticaretinde bu kadar hızlı bir şekilde kendini göstermesi Hollandalılar tarafından hoş karşılanmadı. Baharat Adaları’ndaki bu rekabet, şiddete kadar ilerledi ve nihayetinde 1623’te Amboina’da İngiliz tüccarların Hollandalı rakiplerince katledilmesiyle sonuçlandı.

Bu felaketle birlikte şirket Hindistan’daki çıkarlarına daha fazla odaklanmaya başladı. 1613’te Surat’ta resmi olarak bir fabrika kuruldu. Hint mallarını taşıyan ilk İngiliz gemisi 1615’te Surat’tan yola çıktı. Surat, 1672 ve 1687 yılları arasında yavaş yavaş yerini Bombay’a devredene kadar batı kıyısındaki İngiliz karargahı olarak kaldı.

Bu esnada İngilizler doğu kıyısında da güvenli tutunma noktaları kurdular. Fort St. George, 1640’ta Madras’ta başladı ve 1644’te tamamlandı. Kalküta, 1690’da Ganj deltasındaki bir ticaret istasyonu için ideal yer olarak belirlendi. İstasyon, 1696’da Fort William (William Hisarı) olarak güçlendirildi. 17. yüzyılın sonunda üç İngiliz yönetimi, Bombay, Madras ve Kalküta, güvenli bir şekilde kuruldu. Böylece İngiltere’nin doğu hakimiyetinin temelleri de atılmış oldu.

Üç Köşeli Ticaret (18. Yüzyıl)

Sömürge döneminde, Afrika’nın batı kıyısında satılan rom ve diğer Amerikan ve İngiliz mamul mallarından elde edilen kârların, köleleştirilmiş Afrikalıların satın alınmasını finanse ettiği bir ticaret modeli gelişti. Bu köleler daha sonra Amerika’ya götürüldü ve burada satılarak şeker, melas ve işlenmiş malların menşei olacak diğer Yeni Dünya ham maddelerinin sevkiyatını finans etti. Bu sistem “üç köşeli ticaret“, “üçgen ticaret” veya “üç kenarlı ticaret” olarak bilinir.

Üç köşeli ticaret, köle gemilerinin sahiplerine epey çekici gelmekteydi. Bir seferi oluşturan üç ayrı yolculuğun her biri tek başına ayrıca kârlıydı. Batı Afrika’da talep edilen ürünlerle birlikte Liverpool veya Bristol’den kalkan gemiler, mallarıyla birlikte Gine Körfezi çevresindeki limanların tüccarıyla buluşuyordu. Buradaki tüccarların ise elinde Afrika içlerinde ele geçirilen ve şimdi Amerika’ya gönderilmeyi bekleyen köleleri vardı.

İlk mal değişiminin tamamlanmasıyla, köleler Atlantik geçişi için korkunç koşullarda gemilere yüklenirdi. Güverte altında sıkışık istiflenerek ve zincire vurulmuş köleler, Atlantik üzerinden okyanusun Amerika tarafındaki ana köle pazarlarının bulunduğu Batı Hint adalarına gönderilirdi. Atlantik köle ticareti sırasında on iki milyon kadar Afrikalının bu yolculuğa çıktığı ve her altı kişiden birinin Batı Hint Adaları’na varamadan öldüğü tahmin ediliyor.

Batı Hint Adaları’nın en değerli ürünü olan şeker kamışından elde edilen melas, üçgenin son ayağı için satın alınır. Buradan alınan mallar yine İngiltere’ye gitmek üzere yola çıkar ve üçgen ticareti tamamlanmış olur.

İmparatorluklar Çağından Küreselleşme Çağına Ticaret (18.-21. Yüzyıl)

18. yüzyıldan itibaren uluslararası ticaretteki hâkim paradigma merkantilizmden, liberalizme doğru kaymaya başladı. Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” eseri ve David Ricardo’nun bugün bile geçerli olan karşılaştırmalı üstünlükler teorisi, uluslararası ticareti ele alma yöntemlerini etkiledi.1913 civarında, batıdaki ülkeler, niceliksel kısıtlamaların kaldırıldığı ve ülkeler arasında gümrük vergilerinin azaltıldığı ekonomik özgürlüğe doğru geniş bir hamle yaptı. Her yerde iş kurmak ve iş bulmak kolaydı ve bu dönemde ülkeler arasında ticaretin gerçekten serbest olduğu söylenebilir.

Birinci Dünya Savaşı, dünya ticaretinin tüm seyrini değiştirdi ve ülkeler savaş uygulamalarıyla kendi çevrelerine duvarlar ördüler. Dünya savaşından sonra, savaş önlemlerinin kaldırılması ve ticaretin normale döndürülmesi için beş yıl kadar uzun bir süre geçti. 1929’dan 1930’ların sonlarına kadar süren Büyük Buhran ile beraber dünya ticaretinde yeniden bir durgunluk oldu. Bu dönemde ticaret ve diğer ekonomik göstergelerde büyük düşüşler yaşandı. Birçok kişi stagnasyon ve enflasyonu doğuran buhranın sebebini serbest bir ticaret ortamının olmamasına bağladı.

Solda: Adam Smith, sağda: David Ricardo

Uluslararası politikada ekonomiyi düzenlemek için Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) kurumları oluşturuldu. Bu kurum da sonradan Dünya Bankası (The World Bank Group) ve Uluslararası Ödemeler Bankası’na (BIS) bölündü Bu kuruluşlar yeterli sayıda ülkenin anlaşmayı onaylamasını takiben 1946’da faaliyete geçti. 1947’de 23 ülke, serbest ticareti teşvik etmek için Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasını kabul etti.

Bugün ticaret, piyasaya ürün ve hizmetleri en düşük üretim maliyetiyle sunarak karlarını maksimize etmeye çalışan karmaşık bir şirketler sistemi içinde yalnızca bir alt kümedir. Bir uluslararası ticaret sisteminin oluşturulması, dünya ekonomisinin gelişmesine yardımcı oldu. Bununla beraber bazen, gümrük tarifelerini düşürmeye veya serbest ticarete ulaşmaya yönelik ikili veya çok taraflı anlaşmalar üçüncü dünya ülkelerinin yerel pazarlarına zarar vermiştir.

Kaynakça

Kriptoparalar ve blockchain hakkındaki her türlü sorunuz için Telegram kanalımıza davetlisiniz. Kanala katılmak için tıklayınız.

Berat Yusuf Öz tarafından yazıldı.

Lisans eğitimini ESOGÜ Tarih Bölümünde tamamlayan Berat Yusuf, eğitimine Anadolu Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans ve Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Lisans programlarında devam etmekte. İktisat Tarihi, finans, para piyasaları, blok zincir ve kripto paralar ile ilgilenmektedir.

CheersLand

Cheersland Alexander Kondrashov İle Anlaştığını Duyurdu

Erzurumspor Fan Token Satışları Devam Ediyor: $ERZ Token Nasıl Satın Alınır?