içinde ,

Ticaretin Tarihi II: Küresel Ticaretin İlk Adımları

Yazı dizisinin birinci bölümünde, uzak mesafeler ve bölgeler arası ilk ticari rotaların oluşumu ve İpek Yolu’nun doğuşu üzerinde durmuştuk. Bu bölümde milattan sonra 1. yüzyıl ve sonrasında dünya ticaretini ve ticaret ağlarıyla ön plana çıkan önemli bölgeleri inceleyeceğiz.

Dünya Ticareti (M.S. 1. Yüzyıldan İtibaren)

İpek Yolu, her zamankinden daha gelişmiş bir ticari ağ üzerinden Doğu Asya ile Batı Avrupa’yı birbirine bağlamayı başardı.

Orta Doğu’nun kervan yolları ve Akdeniz’in nakliye yolları, Hindistan’dan Fenike’ye medeniyetler arasında mallar taşıyan dünyanın en eski ticaret sistemini oluşturmuştur. Artık, tüm Akdeniz’in ve kuzeyde Britanya’ya kadar uzanan Avrupa’daki Roma egemenliği, tüccarlara batıya doğru geniş ve yeni bir alan sağlıyordu. Aynı sıralarda daha doğuda, Hindistan ve Çin arasında muazzam ticari potansiyele sahip bir deniz bağlantısı oluşmaya başladı.

Dünya haritası, o yıllarda kendisini inceleyen bir tüccara Hindistan’dan Çin’e kıyı yolculuğu kadar umut verici bir rota sunamazdı. Bu bölgede, Malakka Boğazı’ndan aşağı doğru devam ettikten sonra Güney Çin Denizi boyunca ilerlendiğinde, her iki tarafta da daima yerleşim yeri olan kıyılar vardır. Bu rotada yapılan yolculukların bir ucunda Kalküta’nın, diğer ucunda Hong Kong’un ve ortasında Singapur’un olması tesadüf değil.

Hintli tüccarlar M.S. 1. yüzyılda bu rota boyunca ticaret yaparken bu bölgeyi derinden etkileyen iki dini, Hinduizm ve Budizm’i de yanlarında getirdiler.

Vikingler Rusya’da (9. Yüzyıl)

Vikingler’in M.S. 9. yüzyılda Rusya’nın derinliklerine nüfuz etmelerinin ana nedeni, alışılmadık biçimde, yağma değil ticarettir. Doğu Avrupa’nın kuzeyden ve güneyden akan nehirleri, malların Baltık ve Karadeniz arasında seyahat etmesini son derece kolaylaştırıyordu.

Bir nokta var ki ticaret merkezi olarak özellikle tercih edilmiştir. İlmen Gölü yakınlarında Dvina, Dinyeper ve Volga nehirlerinin ırmak kolları birbirine yakın konumlara sahiptir. Nehirler sırasıyla Baltık, Karadeniz ve Hazar’a akarlar. Bu önemli ticaret bölgeleri arasında deniz yoluyla taşınan mallar bu bölgede birleşir. 9. yüzyılın başlarında “Rus” olarak bilinen Viking kabilelerinin Novgorod bölgesinde bir üssü vardı.

Slav olmamalarına rağmen, Rus Vikinglerinin Rusya’ya isimlerinin verilmesinin hakkaniyeti var. Çünkü özellikle Dinyeper’de ticaretin gelişmesi, Rus ulusunun temelini oluşturur.  882’de bir Viking lideri olan Oleg, karargâhını Dinyeper Nehri’ne taşıyarak Kiev’i ele geçirdi. Burada, 911’de Bizans imparatorluğu ile bir ticaret anlaşması müzakere etti.

İki kuşak sonra Kiev’deki Oleg’in halefi olan bir Viking, bu ilk Rus şehrinin, güneyde uygar Bizans, ortada bozkır toprakları ve kuzeyin vahşi ormanları arasında nasıl ticaretin merkezi olduğunu anlatır: “Yunanlılardan altın, kıyafetler, şarap ve meyveler; Çekler ve Macarlardan gümüş ve atlar; Rus’dan kürkler, balmumu, bal ve köleler… Bütün mallar neredeyse her yerden toplanarak bir araya getirilir.”

Batı Afrika’nın Ticaret Krallıkları (5.-15. Yüzyıl)

Batı Afrika’da bin yıla yayılan bir dizi güçlü krallık, büyük zenginliklerinin fetihten ziyade ticarete dayanması bakımından olağandışıdır. Kuşkusuz krallıkların aralarında en güçlünün diğerlerinin itaatini talep etmesine imkân veren birçok savaş yaşandı. Bununla birlikte bu, tüccar kervanlarını kontrol etme çabasının arka planıdır.

Kervanların kullandığı yollar Sahra’nın kuzeyinden güneyine doğru dağılır. Kuzeye giden emtiaların en değerlisi ise yüzyıllarca değerini koruyacak olan Afrika altınıdır. Sahra ticaretinin güney ucu üzerinde tam kontrol sağlayan ilk krallık, batıda Senegal nehri ile doğuda Nijer arasında oluşan üçgende yer alan Gana’dır. Gana’nın Senegal vadisindeki Bambuk’tan gelen altın trafiğini kontrol etmek için çok elverişli bir konumu vardı.

Bu bölgede sonradan kurulan büyük krallıklar gibi Gana da ticaret yollarının kavşağındadır. Sahra kervanları, kuzeydeki Akdeniz pazarlarını, güneyin Afrika hammaddelerinin bağlar.

Kaynak: H. Riemer & F. Förster (2013) Ancient Desert Roads: Towards Establishing A New Field of Archaeological Research.

Bu arada, Sahra’nın güneyindeki savana boyunca, doğu-batı ekseninde iletişim kolaydır ve herhangi bir ticari merkeze kıtanın tüm ürünleri ulaştırılabilir. Altın Afrika’nın en değerli malı olsa da köle ticaretinin de ondan çok arda kalır yanı yoktu. Köleler çoğunlukla Çad Gölü çevresindeki bölgeden gelmekteydi. Bu bölgedeki Zaghawa kabileleri komşularına baskın yapmayı ve onları kuzeydeki Arap alıcılara satmayı adeta rutin haline getirmişlerdi.

Akdeniz çevresinde talep gören diğer Afrika ürünleri fildişi, devekuşu tüyü ve kola fıstığıydı. Kola fıstığı içerdiği kafein sayesinde 1000 yıl öncesinde bile meşrubat özü olarak popülerdi.

Kervanlarla birlikte güneye gelen en önemli emtia, Afrika tarım topluluklarının beslenmesinde gerekli olan tuzdu. Bazen kuzeyli Berberi kabileler tarafından, bazen de güneydeki Afrikalılar tarafından kontrol edilen Sahra’nın tuz madenleri, Afrika nehirlerinin altın yatakları kadar değerlidir. Kuzeyden gelen tüccarlar ayrıca hurma ve çok çeşitli metal eşyalar veya saf ya da pirinç alaşım halinde bakır getiriyorlardı.

Görsel Kaynak: Asian Geographic

Ticaret yolunun bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 1930 km. seyahat eden bu çeşitli mallar, tüm mesafe boyunca nadiren tek bir kervanda giderdi. Yolculuğun her bir farklı bölümünde yeni nakiller için defalarca boşaltılır ve yeniden paketlenirlerdi.

Aynı şekilde mallar, tüccarların kendi bağlantı kurdukları uzman aracılar tarafından rota üzerinde alınıp satılabilir. Bu şekilde, genellikle aynı topluluğun veya hatta tek bir ailenin üyelerinden oluşan ticari ortaklıklar gelişir.

Pax Mongolica ve İpek Yolu (13. ve 14. Yüzyıllar)

13. yüzyılın ortalarında Cengiz Han’ın ailesi, Çin kıyılarından Karadeniz’e kadar Asya’yı kontrol ediyordu. İpek Yolu’nun ilk açıldığı Han ve Roma döneminden beri böyle kesintisiz ticaret fırsatı olmamıştı. Aradan geçen yüzyıllarda, Çin’in, bozkırların vahşi göçebelerini kontrol edememesi nedeniyle İpek Yolu’nun doğu ucu güvensizdi. Batı ucu ise İslam ile Hıristiyanlık arasındaki çatışmanın huzursuzluğunu yaşıyordu.

Moğolların tüm ticaret yolunda egemen olmasıyla birlikte ise güzergahta istikrar temin edilmiş oldu. Bu dönem Pax Romana’ya referans olarak Pax Mongolica (Moğol Barışı) olarak tanımlanır. Moğol kontrolündeki İpek Yolu boyunca doğuyla ticarete dair bilinen en iyi örnek üç İtalyan tüccarın, Marco Polo, babası ve amcasının, macerasıdır.

Niccolo Polo’nun (Marco Polo’nun babası) ve Maffeo Polo’nun (Marco Polo’nun amcası) Asya’yı geçen kervanını gösteren bir ortaçağ resmi. (1375)

12. ve 14. Yüzyıl Arasında Ekonomide İnişler ve Çıkışlar

Avrupa genelinde yaklaşık 1150’den 1300’e kadar olan dönem, nüfus artışıyla bağlantılı olarak refahta istikrarlı bir artış gördü. Bunun zeminini hazırlayan birden fazla sebep gözüküyor. Öncelikle bu dönemde daha fazla arazi ekime açıldı. Ayrıca güçlü başrahipler tarafından kontrol edilen zengin manastırlar, feodal Avrupa’nın önemli bir özelliği haline geldi. Kırsaldaki refahın gelişmesine paralel olarak şehirlerin gelişimi, ticareti yapılan lüks mallara ve yün gibi temel ürünlere olumlu yansıdı.

13. yüzyılın ticaret merkezleri arasında özellikle İtalyan sahil şehirleri öne çıkmaktadır. Bilhassa tüccarları Akdeniz’in tamamını dolaşan Venedik, IV. Haçlı Seferi’nin sunduğu fırsatlar sayesinde ciddi bir zenginliğe kavuşmuştu. Hollanda da benzer özellikteydi. Felemenk şehirleri üç büyük komşusu – İngiltere, Fransa ve Alman devletleri – arasındaki ticaretten kazanç sağlamaya elverişli bir konumdaydı. Ayrıca Hansa Birliği’ne mensup şehirler de Baltık ticaretini idare ediyordu.

Ticaretteki bu artışla birlikte bankacılığın gelişimi de hızlandı. Özellikle Kuzey İtalya’nın kasabalarındaki Hıristiyan aileler, daha önce Yahudilerin elinde olan finansal hizmetleri sağlayarak servet biriktirmeye başladılar.

14. yüzyılda bu ekonomik refah gücünü kaybetmeye başladı. Toprağın ekimi azalırken, ticaret hacmi de düşmeye başladı. Bu durumu tetikleyen muhtemel sebepler var. Yüzyılın başlarında pek çok alanda olağandışı kötü hasatlar yaşandı. Toprağa dayalı eski feodal sistem parçalanmaya yüz tutarken, ona bağlı sosyal yapılar da bu parçalanmaya uyum sağladı.

1347-52 Kara Ölümü Sırasında ölüleri gömen Tournai Vatandaşları. Aziz Martin Manastırı başrahibi olan Gilles Li Muisis (1272-1352) Günlükleri’nden bir minyatür.

Tüm süreci derinden sarsan bir diğer faktör de Kara Ölüm olarak da bilinen veba salgınıdır. Kara Ölüm 1348-49’da sadece Avrupa nüfusunun üçte birini öldürmekle kalmadı. Ayrıca vebanın tekrar tekrar yaşandığı bir dönemin başlangıcı da oldu. 14. yüzyılın yaşamak için en ideal yüzyıl olduğu pek söylenemez. Bununla birlikte 15. yüzyılda (Avrupa’da Rönesans ve keşif çağında) ekonomik koşullar yeniden düzeldi.

Portekiz’in Köle Ticareti (15.-17. Yüzyıl)

15. yüzyıldaki Portekiz seferleri, Avrupa gemilerinin Sahra Altı Afrika ile ilk kez düzenli temasını sağladı. Bu bölge uzun zamandır Sahra üzerinden Akdeniz’e giden yol için köle kaynağı olmuştur. Portekizlilerin gelişiyle yeni bir kanal daha açılmış oluyordu.

Hatta doğa, bu insan nakliyesinin toplanması için bir alan bile tahsis etmişti. Volkanik Yeşil Burun Adaları’nın (Cape Verde Adaları) kayalık ve kıyıları ürkütücü derecede ıssızdı. Bununla beraber yemyeşil tropik vadilere sahipti. Ayrıca Batı Afrika, Avrupa ve Amerika arasındaki deniz yolları üzerinde iyi bir konumda bulunuyordu.

Görsel Kaynak: National Geographic

Portekizli yerleşimciler 1460 civarlarında Yeşil Burun Adaları’na yerleştiler. 1466’da onlara refahlarını garanti eden ekonomik bir avantaj verildi. Köle ticaretinin tekeline sahip olma hakkı bu yerleşimcilere tanınmıştı. Portekizli yerleşimciler, Gine kıyılarında tutsak Afrikalıları satın almak için ticaret istasyonları kurdular.

Afrika ticareti, Yeşil Burun Adaları’nın refahıyla paralel olarak, Karayipler ve Amerika’da şeker, pamuk ve tütün yetiştiren emek-yoğun (yoğun işgücü gerektiren) plantasyonların gelişmesiyle büyük ölçüde genişledi. Portekizliler, Afrikalı kölelerin Brezilya’daki kendi kolonilerine taşınması konusunda bir tekel kursalar da transatlantik çıkarları olan diğer ülkeler kısa süre sonra Köle Sahili’nin ana ziyaretçileri haline geldi.

18. yüzyıla gelindiğinde bu korkunç ticareti yapan gemilerin çoğu artık İngiliz’dir. Üç köşeli ticaret (veya üçgen ticaret) olarak bilinen prosedürü geliştirerek yolculuklarının hiçbir bölümünü boşa harcamadılar. Bu ticaret sistemine bir sonraki bölümde daha kapsamlı bir şekilde değineceğiz.

Avrupa’nın İç Su Yolları (15.-17. Yüzyıl)

Büyük nehirlerin ve kıyı sularının yukarı ve aşağı bölgeleri boyunca ticaret yapılması, medeniyet kadar eskidir. Bilhassa Fenikeliler’in de katkısıyla, deniz şartlarına elverişli tekneler inşa edilir edilmez denizler arası ticaret gelişmeye başladı. Bir sonraki doğal aşama, nehir sistemlerini ve hatta denizleri insan yapımı kanallarla birleştirmektir. Çok eski zamanlarda Mısır ve Çin’de öncülük eden bu gelişme, Avrupa’da milattan sonra 15. yüzyıla kadar gerçekleşmedi.

Canal du Midi

Kara Ölüm’ün akabinde yaşanan buhranı takiben refahın artmaya başlamasıyla, tüccarların ucuz ve güvenilir ulaşım ihtiyacı doğmaya başladı. Avrupa’daki tekerlek izleriyle dolu yollarının kullanımı yavaş ve tehlikeliydi. Böyle bir coğrafyada ticaretin arteri olan nehirleri birbirine bağlamak iyi bir çözüm olarak gözüktü. Bu konuda ilk adımı atanlar Lübeck’in tüccarları oldu.

1391’den itibaren Stecknitz kanalı Lübeck şehrinin güneyine doğru inşa edilmiştir. Hedefi, 15. yüzyılın başlarında ulaşılan Elbe’dir. Bu yeni su yolu Baltık’ı Kuzey Denizi’ne bağlıyordu.

1642’de tamamlanan Briare kanalı, Seine’i Loire’a bağlar. Daha da dikkat çekici olanı, 1681’de tamamlanan Canal du Midi’dir. Kanal, Aude ve Garonne nehirlerini birbirine bağlayan 241 kilometrelik su yolu aracılığıyla Akdeniz ve Atlantik’i birbirine bağlamakta.

Kanalların potansiyeli tartışmaya gerek duyulmayacak kadar aşikâr. Gelecek yüzyılda, su yoluyla taşınan trafiğin ilk entegre sistemini inşa etmek ise İngiltere’ye kalacaktır.

Kaynak: Historyworld

Kriptoparalar ve blockchain hakkındaki her türlü sorunuz için Telegram kanalımıza davetlisiniz. Kanala katılmak için tıklayınız.

Berat Yusuf Öz tarafından yazıldı.

Lisans eğitimini ESOGÜ Tarih Bölümünde tamamlayan Berat Yusuf, eğitimine Anadolu Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans ve Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Lisans programlarında devam etmekte. İktisat Tarihi, finans, para piyasaları, blok zincir ve kripto paralar ile ilgilenmektedir.

BoringDAO

BoringDAO (BORING) Nedir?

blockchain oyunu

NFT Gaming Kalıcı Ama Modelinin Yeniden Düşünülmesi Gerekiyor