içinde ,

Ticaretin Tarihi I: İlk Ticaret Yolları

Basitçe tanımlayacak olursak ticaret; mal, hizmet veya her ikisinin değiş tokuşu anlamına gelir. Tarihi kökenlerine inmek istediğimizde ise insanlık tarihi kadar eski bir olguyla karşılaşırız. Bu yazı dizisinde, ticaretin tarihsel serüveninin ana hatlarına değineceğiz.

Serinin okumak üzere olduğunuz birinci bölümü milattan önce 1. yüzyıla kadarlık olan zaman dilimini kapsayacak. Bu bölümde piyasanın, yani pazarın oluşumunu ve günümüz küresel ticaretinin ilkel köklerinin örnekleri üzerine konuşacağız. İkinci bölümde 1. yüzyıl sonrası şekillenmeye başlayan dünya ticaretinin bölgesel temelleri incelenecek. Üçüncü bölümde ise coğrafi keşiflerle oluşan okyanuslar arası ticaret ağları üzerinde durulacak.

Pazar

Ticaret, insanlığın en kayda değer buluşma alanı olan pazarın oluşumuna zemin hazırladı. İlkel toplumlarda sadece dini olaylar (kült ritüeller veya evlilik gibi geçiş törenleri) insanları kıyas edilebilir bir şekilde bir araya getirir. Ancak bu bir araya gelmelerde, katılımcılar gelenek veya akrabalık yoluyla zaten bağlantılıdır.

Bu tür törenler ile kıyaslandığında, ticaret işlemleri kalabalıkları daha gelişigüzel bir şekilde bir araya getirir. Değerli eserlerle birlikte yeni fikirler de her zaman ticaret yollarında seyahat edegelmiştir. Aynı zamanda topluluğun ortak ritmi olan bir haftalık zaman dilimi, sıklıkla pazarın kurulduğu günlerle birbirinden ayrılmıştır.

Tarımsal ürünler ve günlük ev eşyaları, yerel pazara gidip gelmek için kısa yolculuklar yapma eğilimindedir. Uzak yerler arasında gerçekleştirilen ticaret ise bambaşka bir meseledir. Bu anlamıyla uzun mesafeler arası ticaret, girişimciler ve aracılar, yani büyük bir kâr umuduyla kazancını ertelemeye ve riski kabul etmeye istekli insanlar arasında gerçekleşir.

Yolculuk yavaş ve tehlikeli olduğunda, tüccarın malları mümkün olduğu kadar bozulmaz olmalıdır. Ayrıca mallar da boyutlarına oranla değerli olmalıdır. Bir başka ifadeyle ticaret amacıyla uzun yollar aşılacaksa tüccar yükte hafif, pahada ağır mallara sahip olmalıdır. Örnek vermek gerekirse baharatlar bu özellikte bir ticari üründür. Gümüş ve altından yapılmış değerli süs eşyaları veya bakır, bronz veya demirden kullanışlı eşyalar da bu ticari malların en önemli örnekleri arasında sayılabilir.

Emtiaların en değerlisi olarak (kompakt ve kolay taşınabilir olmasının yanı sıra), değerli madenler ticaret için büyük bir teşviktir. Sadece bu yöndeki talebi karşılaması sayesinde, Kıbrıs’ın öneminin iki kat artışı bu teşvikin bir yansımasıdır. Kıbrıs’taki geniş bakır yatakları, adaya M.Ö. 3000 yıllarında büyük zenginlik getirdi. Kıbrıs geniş coğrafyaların bakır talebini karşılamasıyla o kadar ünlüydü ki Latincede kullanılan “cuprum” kelimesi Kıbrıs’ın (Cyprium) bozulmuş halidir.

Deniz Aşırı Ticaret (M.Ö. 3000-1000)

Özellikle kasaba ve köylerin yollardan ziyade patikalarla birbirine bağlandığı bir çağda, malları taşımanın en kolay yolu sudur. İlk geniş ticaret yolları, erken uygarlıkların bel kemiği haline gelen Nil, Dicle ve Fırat, İndus ve Sarı Nehir gibi büyük nehirlerin aşağı ve yukarısıdır.

Tekneler daha sağlam hale geldikçe, kıyı ticareti, insan münasebetlerini geniş coğrafyalara yayarak zenginliğin artmasını sağladı. Doğu Akdeniz, kapsamlı deniz ticaretinin geliştiği ilk bölgedir. Önce Mısır ve Minos Giriti arasında, sonra da gözü pek Fenikelilerin gemileriyle Akdeniz adaları, Batı ve Kuzey Afrika kıyıları boyunca ticaret ağı genişledi.

Fenike lüks mallarıyla ünlüydü. Fenikeliler sedir ağacını mimari ve gemi yapımı için kereste olarak ihraç edilmekle kalmadılar, ayrıca onu oyarak işlediler. Aynı becerilerini akabinde fildişi oymacılığına da uyarladılar. Yerel Fenike ürünlerinden, lüks Tyrian moru boyasıyla, ince Fenike keteni birbirini adeta tamamlıyordu. Bölgenin değerli maden işçileri özellikle altın konusunda ünlüydü. Tire ve Sidon da camlarıyla tanınırdı.

Yukarıda sayılanlar Fenikelilerin sadece ihraç ettiği ürünlerdi. Bunların yanında ayrıca tüccar ve aracı olarak çok daha fazla maldan oluşan bir bolluktan paylarını alıyorlardı.

Kervan Ticareti (M.Ö. 1000’den İtibaren)

Kuzey Afrika ve Asya’nın kurak bölgelerinde iki farklı deve türü en önemli yük hayvanları haline geldi. Tek hörgüçlü Arap devesi Kuzey Afrika, Orta Doğu, Hindistan coğrafyasında kullanılırken, çift hörgüçlü Baktriya devesi Orta Asya ve Moğolistan’da kullanılmaya başlandı. Her iki deve türü de çöl koşullarına çok iyi uyum sağlamıştır. Uzak mesafeli kara ticaretinin belkemiği bu hayvanlar, uzun süre su kaynağı bulamadıklarında susuzluklarını hörgüçlerinde depolanan yağlar sayesinde giderebilirler.

İlk olarak Arabistan’da evcilleştirilmiş olmaları muhtemeldir. Milattan önce 1000 civarında deve kervanları değerli malları Arabistan’ın batı kıyılarına getirerek, Hindistan’ı Mısır, Fenike ve Mezopotamya’ya bağladı. Bu rota, Kızıldeniz’den Akdeniz kıyılarına kadar uzanan yol üzerinde, Akabe Körfezi’nin hemen kuzeyindeki Petra’ya refah getirdi.

İsrail krallığının en parlak döneminde (M.Ö. 1000 civarı) bu önemli bölge, İsrail kralları Davud ve Süleyman’ın azılı düşmanları olan Edomitler tarafından işgal edilmiştir. M.Ö. 4. yüzyılda Edomitler, bir Arap kabilesi olan Nebatiler tarafından yerinden edildi. Onlar da Mezopotamya’daki yeni komşuları ve ticareti Akabe Körfezi’nden başka yöne çevirmek isteyen Selevkos (Seleukos) İmparatorluğu ile karşı karşıya kaldılar.

Batıya Doğru Yeni Rotalar (M.Ö. 300’den İtibaren)

Mezopotamya ve Doğu Akdeniz’de Selevkos Rumlarının varlığı yeni bir ticaret yolunun oluşumuna zemin hazırladı. Malların Yunanistan’a ve ötesine taşınmasını kolaylaştırmak için Selevkos, M.Ö. 300’de Akdeniz’in kuzeydoğu ucunda bir şehir kurdu. Selevkos babası Antiochus’un onuruna bu şehre Antioch (günümüzde Antakya) ismini verdi. Nehrin ağzındaki limana ise kendi isminini (Seleucia) verdi.

Burada mallar, Mezopotamya’dan kervanlarla geldikten sonra gemiye alınıyordu. Seleucia Fırat’tan gelen bir kanalın Dicle’ye bağlandığı noktada, ticaret için mükemmel bir konuma sahipti.

Doura-Europus, Bir Sınır Kasabası (M.Ö. 3. Yüzyıl)

Mezopotamya’dan Suriye’ye giden kervanların ilk durak noktası, Fırat’ın batı yakasındaki eski Babil kasabası Doura idi. M.Ö. 300 yıllarında Selevkos tarafından yeniden inşa edilmiş ve Europus olarak yeniden isimlendirilmiştir. Bu yerleşim daha sonra Fırat’ın imparatorluklar arasındaki bir sınır noktası olmasıyla büyük önem kazandı.

Palmira (M.Ö. 300)

Tadmur, Tadmor veya Tudmur olarak da adlandırılan Palmira, Şam’ın 210 km. kuzeydoğusunda, güney-orta Suriye’de bulunmaktadır. Kervanlar Fırat üzerinden Doura-Europus’tan batıya, çölün içinden Akdeniz kıyılarına doğru ilerlerdi. Palmira, bu zorlu arazinin ortasında bir vahadır. Mezopotamya’nın yukarısındaki eski güzergahlar üzerinde olmasının yanı sıra, İran’dan kıyıya doğru doğu-batı eksenindeki konumu ona büyük bir önem ve refah kazandırmaktaydı.

M.Ö. 1. yüzyılda, Palmira refahının zirvesindeyken, İpek Yolu boyunca doğudan yeni ve zengin bir mal arzı gelmeye başladı.

İpek Yolu güzergahı

Çin’den Gelen Bir Ticaret Yolu (M.Ö. 2. Yüzyıl)

Milattan önce 2. yüzyılda, Himalayalar’ın kuzeyindeki bir dizi vaha boyunca belli belirsiz bir ticaret rotası oluşmaya başladı.

Yol her ne kadar göçebe kabilelerin her an inebileceği geniş bozkırlara açık olsa da Çin’deki Han hanedanının koruması, tüccarların bu bölgeye kervan göndermesini makul ölçüde güvenli hale getirmeyi başardı. Mallar genellikle her vahada boşaltılır ve batıya doğru yolculuğa devam edilmeden önce takas edilir veya alım-satım yapılırdı. Ticaret yolunun batı yönünde Akdeniz’deki zengin müşterilerin doğunun lüks ürünlerine yüksek talebi vardı.

İlk kez M.Ö. 106’da bir kervan Çin’den ayrıldı ve yolda mallar el değiştirmeden İran’a gitti. Böylece İpek Yolu fiiliyata geçmiş oldu. M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar, İpek Yolu’nun doğal sonu olan Suriye ve Filistin’in kontrolünü ele geçirdiler. Çünkü mallar buradan deniz yoluyla batıya daha kolay hareket edebiliyordu. Çok geçmeden Roma’da özel bir ipek pazarı kuruldu.

İpek Yolu, geniş coğrafyaların arz ve talebinin buluştuğu bir rota olarak “küresel ekonominin” ilk aşamalarını oluşturuyordu.

Kaynak: Historyworld

Kriptoparalar ve blockchain hakkındaki her türlü sorunuz için Telegram kanalımıza davetlisiniz. Kanala katılmak için tıklayınız.

Berat Yusuf Öz tarafından yazıldı.

Lisans eğitimini ESOGÜ Tarih Bölümünde tamamlayan Berat Yusuf, eğitimine Anadolu Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans ve Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Lisans programlarında devam etmekte. İktisat Tarihi, finans, para piyasaları, blok zincir ve kripto paralar ile ilgilenmektedir.

Melos Studio Eş-Kurucusu Yalu Lin ile AMA Etkinliği

Ubisoft’un Yeni Yatırımı ve Play-to-Earn Üzerine Planları