içinde , ,

Sinema Sektörünün Geleceği

Sinemaların daha düşük kapasiteler ve hayata sokulacak yeni düzenlemelerle yeniden açılması planlanırken, sinemalarda düzen normalinden çok uzak olacak gibi gözüküyor diyen Millie Bruce-Watt’a göre sinemalara olan desteğin devamı önemli çünkü “onlarsız dünyamız daha gri olurdu.”

Pandemideki kapanma dönemlerinde kapıları kapandığından beri sinemaların geleceğiyle ilgili sorular belki sizin de kafanızı kurcalamıştır. Netflix gibi yayın servisleri, günü kurtarmak için bize televizyon kutusu ve sayısız Ozark, Money Heist bölümü sunsa da (ki bunlar bizi karantinanın kasvetli gerçekliğinden bir süre için uzaklaştırdı) çoğu kişi patlamış mısırın o tatlı kokusunu, başkalarının hayatından izole bir şekilde karanlık bir odada oturma hissini, insanı saran o sesi unutamadı.

Haftalarca zorunlu olarak hapsolduğumuz karanlık bir oda, içinde bulunmak için para ödediğimiz sinema izolasyonunun ayrıcalığıyla kıyaslanamaz. O topluluğun atmosferini oturma odalarımızda deneyimlemiyoruz, teknoloji gelişmeye devam etse de büyük ekranın benzersiz çekiciliğini evimize getiremiyoruz.

Peki, soru çarkı dönmeye devam ederken sinemalar finansal olarak toparlayacak mı? İzleyiciler sinemalara dönme konusunda kendilerini güvende hissedecek mi? Sinemalar ayakta kalacak mı?

Sinema

Yayın dünyasının pek çok avantajı var. Netflix ve Amazon Prime, yeni akımların ekranlarımızı süslemesine, yeni kültürlerle tanışmamıza, yeni sinematografi biçimlerinden ilham almamıza ve dünyanın en önemli (ve çoğunlukla marjinalleştirilmiş) yaşam öykülerinden bazılarını öğrenmemize olanak sağladı.

Yayın servisleri dünya sinemasına, belgesellere, bağımsız filmlere erişimimize olanak sağladı ve sonuç olarak ufkumuz genişledi. Sinemaların kapıları kapandığında, bazı filmler beyaz perdede sadece bir hafta kalabilmişti. Autumn de Wilde’ın Emma’sı (şubatta beyaz perdeye çıktı) gibi filmler normalden çok daha hızlı bir şekilde internetten izlenebilmeye başlandı. Yayın servisleri gidemediğimiz filmleri ayağımıza getirdi ve bu anlamda onların varlığına sonsuz şükran borçluyuz.

Gerçi kapanmadan önce bile Hollywood’un en çok beğenilen yönetmenlerinden bazıları filmlerini doğrudan Netflix’te yayınlamayı seçmişti. Yayın servisleri, film yapımcılarına istedikleri filmi yapmaları için gerek duydukları bütçeyi sunarak sinema dünyasının eski ve yeni seslerinin daha cüretkâr olmalarına ve sinemanın sınırlarını daha da ileriye taşımalarına olanak tanıyor.

Oscar ödüllü yönetmen Martin Scorsese, Yayın servislerinin Hollywood’un gişe rekorları kıran filmleriyle rekabet etmek için yeterli finansmana sahip hale gelmesinin bir sonucu olarak ünlü filmi The Irishman’i geçen yıl Netflix’te yayınladı. Film sektörü acı çekerken yayıncılık sektörünün para içinde yüzdüğü artık bir sır değil…

Sinema

İsteğe bağlı eğlence sektörü filmlere daha geniş çapta izlenme fırsatı da sunuyor. En sevilen filmlerden bazıları, yayın servisleri ve evde video kiralama hizmetleri sayesinde bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz kült klasikler haline geldi.

Misal Shawshank Redemption 1994’te gişede başarısız oldu ama video kiralama servislerine düştükten sonra ün kazanıp en son IMDb’de bir numaralı film haline geldi. Yayıncılık sektörüne çok şey borçluyuz, onlar olmasaydı en sevdiğimiz bazı filmler bugüne unutulurdu.

Tabii yayıncılığın sağladığı avantajlara karşın, filmler hala en güzel büyük ekranda izleniyor. Sinemalardaki ses ve görüntü teçhizatlarının teknolojik gelişimiyle, CGI hareket yakalama özelliğinin pek çok filmde hiper realistik bir biçimde kullanılmaya başlanması sinemada film izlemeyi hiç olmadığı kadar tatmin edici kılıyor.

2D, 3D, 4D veya IMAX ekranlarıyla izleyicilerin gözlerini kamaştıran bu teknolojiler film yapımında yeni bir çağın kapılarını hiç görülmemiş bir biçimde açmaya başladı.

Bir sinema koltuğunda oturma deneyimi tamamen benzersizdir… Gişe rekorları kıran bir filmi yüzden fazla seyirciyle izlemek torunlarınıza bile anlatabileceğiniz bir anı olabilir. Alien, Jaws ve The Omen internette yayınlanmalarından önce bile milyonların anılarında yer eden filmlerden bazıları ki büyük ekran eğlencesine duyulan iştah azalma belirtisi göstermiyor. Avengers ve Star Wars serilerinin gişe gelirleri sektörün hala çok canlı olduğunu gösteriyor. Yeni James Bond filmi No Time to Die’ın Nisan ayındaki ertelenişi, beyaz perdenin film stüdyoları için hala ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Sinemaya duyulan büyük sevgi, hayranları sinemaya çekmeye devam ediyor. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, sinemaya en sevdiğimiz karakter gibi giyinerek gidip de benzer düşüncedeki insanlarla bir kült film izlemenin hissiyatı salonlarımızda yeniden yaratılamaz.

Ayrıca yazarların hayal güçlerinin bu karantina sürecinden nasıl etkilenmiş olabileceği de merak uyandırıcı. İzolasyon fikri, yıllar boyunca birçok harika filme ilham verdi. Uzayda tek başına hayatta kalmaya çalışan, panik odasında kapana kısılan veya kapalı alan korkusu ile mücadele eden ana karakter dalgası görecek miyiz yoksa billboardlara komediler mi hükmedecek?

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Büyük Buhran’dan sonra insanların çizgi film ve müzikal izlemeyi tercih ettikleri ve günlük yaşamlarından bir kaçış yolu aradıkları bildirilmiştir. Yani insanlar günlük hayatlarını temsil eden dramaları değil, başkalarının hikayelerini izlemek istemiştir.

Birçok hükümet sinema salonlarının kapılarını yeniden açacaklarını duyurdu. Sinemalardaki düzen normalden uzak olacak. Hükümetlerin sosyal mesafe kuralına uyarak kapasitelerinin yarısına kadar seyirci alacak olan sinemalar için bu açılış hayal kırıklığı olabilir.

Bu nedenle eğlence sektörü hayatımıza döndüğünde ona desteğimizi göstermemiz önemli. Sinemalar ve tiyatrolar, hayatımızın ilk yıllarından itibaren bize kahkaha ve neşe verip hayatımızı renklerle doldurdu. Onlar olmadan dünyamız çok daha gri olurdu…

Karantina öncesinde sinema bize bu kaçış ve başkalarının yerine geçme fırsatını sundu. Karantina sonrasında da bize hala aynı şansı -hele de bu gibi bir ortamda çoğumuzun yararlanabileceği bir şans- sunuyor. Kendi somut dünyamızdan uzaklaşıp, evlerimizi terk edip toplu olarak bir sanat eserinin tadını çıkarma fırsatına ihtiyacımız var.

Yayın servislerinin güçleri katlanarak artmaya devam edecek olsa da (ve bu servisler sinema endüstrisinin geleceği için önemli olacaklar) yeniden birlikte gülmeye, sevmeye, ağlamaya, insanlıkla tekrar güçlü bir ilişki ve bağlantı kurmaya ihtiyacımız var. Bunca zaman ayrı kaldıktan sonra, sinema deneyimimizi paylaşmak her zamankinden daha önemli olabilir.

Kaynak: The Bristol Magazine

Kriptoparalar hakkında; merak ettikleriniz, öğrenmek istedikleriniz, soru-cevap, güncel analizler için Telegram kanalımızda bizi takip edin ve iletişimde kalın. KoinSaati’nin Telegram Kanalına katılmak için tıklayınız.

Efe Gökşen tarafından yazıldı.

Marmara Üniversitesi 2020 Lisans Mezunu (HİT/R) Marmara Üniversitesi Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi

Project SEED

Project SEED Nedir ve Airdrop’a Katılım Nasıl Sağlanır?

Polkadot

KoinSaati Akademi: Litecoin (LTC) Nedir?